Bugün bir arkadaşımın gözlerinde kendimin eski halini gördüm.
Daha derin olmak, daha çok hissetmek, daha sezgisel yaşamak istiyordu.
Ama hayatı yerinde sayıyordu.
Bir anda fark ettim:
Biz bazen gelişimi bir yarışa çeviriyoruz.
Kim daha çok arınmış,
kim daha çok sezmiş,
kim daha bilinçli…
Ama bu yarışta ilerlediğimizi sanırken hayattan uzaklaşıyoruz.
Ben de uzun süre oradaydım.
Daha çok okudum, daha çok düşündüm, daha çok fark ettim.
Ama ilişkilerim kolaylaşmadı.
Sınırlarım netleşmedi.
İç huzurum artmadı.
Sadece daha çok bilen ama daha az yaşayan birine dönüştüm.
Bir noktada şunu fark ettim:
Farkındalık yukarı çıkmak değilmiş.
Farkındalık hayata inmekmiş.
Öğrendiğini davranışa çevirmekmiş.
Sınır koymakmış.
Seçim yapmakmış.
Hayat kurmakmış.
O günden sonra bilinci bir vitrin gibi taşımayı bıraktım.
Onu yaşamın içine indirdim.
Ve işte o zaman dönüşüm başladı.
Bugün şunu çok net görüyorum:
Bazılarımız hâlâ yukarıda dolaşıyor.
Bazılarımızsa yere inip bilinçli bir hayat inşa ediyor.
Ben ikinci yolu seçtim.
Ve gerçek özgürlük orada başladı.

Yorum bırakın