Bugün fark ettim ki: teknoloji hakkındaki korkular aslında teknolojiyle ilgili olmayabilir.
Yapay zekâ konuşulurken en çok duyduğumuz cümleler benzer:
“İşimizi elimizden alacak.”
“İnsanları tembelleştirecek.”
“İnsan eve kapanacak.”
Belki bunların bir kısmı doğru. Her büyük değişim önce alıştığımız düzeni sarsar. İnsan, bildiği dünyanın değişmesinden doğal olarak çekinir. Çünkü uzun zamandır değerimizi yaptıklarımız üzerinden tanımladık: ürettiklerimiz, kurduğumuz yapılar, yaptığımız işler.
Ama bugün başka bir ihtimal üzerine düşündüm.
Ya teknoloji insanın yerini almak için değil, insanı kendisiyle karşılaştırmak için ortaya çıkıyorsa?
Bilgiye ulaşmak artık zor değil. Cevaplar hızlandı. İşler kolaylaşıyor. Belki de bu yüzden insan ilk kez şu soruyla baş başa kalıyor: Eğer her şeyi daha hızlı yapabiliyorsak, biz ne için varız?
Belki korkunun bir kısmı burada başlıyor.
Çünkü yapı kuran bir dünyadan, anlam kuran bir dünyaya doğru geçiyoruz. Eskiden değer, ortaya koyduğumuz somut şeylerdeydi. Şimdi ise değer yavaş yavaş gördüğümüz, fark ettiğimiz ve nasıl yaşadığımız yerde oluşuyor olabilir.
Yapay zekâ insanı mekanikleştirir mi, yoksa daha insan yapar mı bunu henüz bilmiyoruz. Ama belki cevap teknolojinin kendisinde değil, onu nasıl kullandığımızda saklıdır.
Belki bazı insanlar eskide kalmak adına mekanikleşebilir, bazı kişiler ise insanın tanımını kendi için yeniden yapabilir.
Bir makine bizim yerimize düşünebilir, hesaplayabilir, hızlandırabilir. Ama insan hâlâ şunu yapmak zorunda kalır: yaşadığı şeyi anlamlandırmak.
Belki de gelecek, insanın daha az yaptığı ama daha çok fark ettiği bir yere doğru evriliyordur.
Ve belki asıl soru artık şu değildir:
“Teknoloji ne yapacak?”
Belki soru şudur:
“Biz, teknoloji varken insan olmayı nasıl seçeceğiz?”

Yorum bırakın