Çocuğuna bakmak bazen kolaydır.
Kendine bakmak ise çoğu yetişkin için neredeyse imkânsızdır.
Bugün bir anneye “kendine bakman gerekiyor” dediğinde akla gelen ilk şeyler şunlar oluyor:
“Biraz dışarı çıkayım.”
“Arkadaşlarımla buluşayım.”
“Kendime bir kahve molası vereyim.”
“Tatillere gideyim.”
“Spor salonuna yazılayım.”
Bir babaya söylediğinde de benzer:
“Akşam biraz hava alayım.”
“Arkadaşlarımla buluşayım.”
“Kafamı dağıtayım.”
Bunlar elbette gereksiz şeyler değil.
İnsanı besler, nefes aldırır, anlık rahatlama getirir.
Ama bir gerçeği değiştirmez:
Bunların hiçbiri “kendine bakmak” değildir.
Bunlar sadece oyalamadır.
Kafayı dağıtmaktır.
Günü kurtarmaktır.
Ve çoğu ebeveyn en büyük yanılgıyı tam burada yapıyor.
Zannediyor ki kendi ihtiyaçlarını gidermek, dışarı çıkmak, bir kahve içmek, biraz sosyalleşmek kendine bakmaktır.
Hayır.
Kendine bakmak şu soruları soracak cesareti göstermektir:
• Ben neredeyim?
• Ben ne taşıyorum?
• Bu evin yükü bende nerede birikmiş?
• Bu çocuğun davranışındaki hangi gölge bana ait?
• Ben kimim?
• Ben olduğumu düşündüğüm kişi miyim gerçekten?
Bu sorular basit görünür ama bir yetişkinin en çok kaçtığı sorulardır.
Bu yüzden çoğu kişi kendine bakmayı “dışarı çıkmakla” karıştırır.
O sorulardan kaçar.
Kaçtıkça da çocuk onu aynalamaya devam eder.
.
İşte bu sorular, insanın konfor alanını bozar.
İnsanı kendi “alt dünyalarına” indirir.
Alt dünyalarda dolaşmak zordur.
Karanlık gibidir… ama imkânsız değildir.
Ve tuhaf olan şu ki:
Bugünün çocukları karanlıkla değil, açıklıkla geliyor.
Çocuklar artık:
• duygularını saklamıyor,
• rahatsız olduklarını net söylüyor,
• yetişkin gibi düşünüp yetişkin gibi konuşuyor,
• kendilerini gizleme ihtiyacı duymuyor.
Onlarda “kapalı oda” yok.
Onlarda “gölgeyi saklama” oyunu yok.
Hazır olmayan biziz.
Hazır olmayan ebeveynler.
Bir çocuk “ben böyle hissediyorum” dediğinde aslında şunu demiş oluyor:
“Ben iyiyim.
Asıl kendine bir bak.”
Ama çoğu yetişkin bunu duyamıyor.
Duyarsa da kabul edemiyor.
Çünkü çocuğun açıklığı, ebeveynin kendi karanlık odasının kapısını çat diye açıyor.
Ve birçok ebeveyn bu açıklığa tahammül edemediği için:
• çocuğu ‘saygısız’ sanıyor,
• çocuğu ‘ergenlik’ bahanesine sıkıştırıyor,
• çocuğun davranışını ‘sorun’ olarak etiketliyor,
• çözümü çocuğu terbiye etmekte arıyor.
Oysa çocukta problem yok.
Çocuk zaten işaret ediyor:
“Benim duygularım açık. Sen kendi duygularına bakmak istemiyorsun.”
Bunu anlamayan o kadar çok kişi var ki…
Üstelik bu durum sadece çocuk-aile ilişkisinde değil, ülkedeki eğitimde, iş yerlerinde, akrabalık ilişkilerinde, hatta evliliklerde bile aynı şekilde yaşanıyor.
Çocuk aynayı tutuyor.
Ama yetişkin o aynaya bakmadığı sürece, çocuk daha yüksek bir sesle aynayı sallamaya devam ediyor.
Evet…
Çocuğu büyütmek kolaydır.
Asıl cesaret isteyen, kendini büyütmektir.
Çünkü çocuk ne yaparsa yapsın,
en sonunda bizi kendimize götürür.
Onların öfkesi, sessizliği, uyumsuzluğu, kırılganlığı…
hepsi bir şey anlatır:
“Ben iyiyim.
Sıra sende.”
Bugünün çocukları zaten hazır.
Hazır olmayan bizleriz.
Çünkü kendi karanlık odamıza bakmayı yıllarca ertelemiş olabiliriz.
Ama güzel olan şu:
Bir yerde başlamak yeter.
Bir soruyla, bir yüzleşmeyle,
belki de sadece “Ben ne hissediyorum ?” demekle…
Dönüşüm önce kişide başlar,
sonra çocuğa, aileye, eve ve hayata yayılır.
Eğer bugün bu yazıyı okurken içinde bir şey kıpırdadıysa,
bil ki yol oradan açılır.
Evet..
Çocuğuna değil, önce kendine bakma cesaretin var mı?
Çünkü kendine bakan bir yetişkin, çocuğa artık kendi kırıklarından değil, kendi berraklığından bakar.

Yorum bırakın