Son günlerde dikkatimi çeken şey şu:
Sosyal medyada herkes , ya yurtdışı planı, ya da “Türkiye’de yaşamak zor” cümlesi paylaşıyor.Bu Türkiye’nin hep yaşanan eski bir gerçeği aynı zamanda. Yaşamı dışarıda arayanlar oldukça fazla.
Sanki ülkenin üzerinde görünmez bir nefes darlığı var ve herkes aynı anda camı açıp kaçmak istiyor.
Bir tarafım bu akışı izliyor, bir tarafım da sessizce soruyor:
Türkiye Neden Anavatan’dır?
Türkiye’den gitmek isteyenlerin çoğu, fark etmeden kendi annelerinden gitmek istiyorlar aslında.
“Annem beni anlamadı, annem bana alan açmadı, annem baskıcıydı” duygusu…
Aynı dili ülkeye çeviriyoruz:
“Bu ülke beni boğuyor.”
“Burada var olamıyorum.”
“Burada kendimi güvende hissetmiyorum.”
“Burada özgürlük yok.”
Ülke bilinçdışında ana-vatandır.
Vatanı reddetmek, annenin bir yönünü reddetmek gibidir.
Çünkü insan kendini annesinden koparırken bile aslında kendinden kopuyordur.
O yüzden yurtdışına gidenlere bak:
Köklerini inkar ederek giderlerse kökleri peşlerinden gelir.
Gittikleri her yerde bir ağırlık, bir eksik taşıyanlar bu yüzden.
Yurtdışında Nefes Alma Hissi Neden Geliyor?
Çünkü orada kimliklerinden arınıyorsun.
Seni tanıyan yok.
Seni yargılayan yok.
Toplumsal etiketlerin üzerine çökmüyor.
Sen “sadece kendin” oluyorsun.
Ama dönüşte sıkışıklık oluyor çünkü:
Kimliklerine geri dönüyorsun.
Bu yüzden insanlar tekrar tekrar yurtdışı planı yapıyor.
Nefesi dışarıda, soluğu içeride alamayan büyük bir kitle var.
Ama mesele ülke değil.
Mesele içteki daralan yer.
Düşen Uçaklar Şehit Olan Askerler
“Gerçekten nereye kaçıyoruz?”
Bu günlerde bir askeri uçak düştü. İçinde genç askerler…
Bazen hayat, bize görmemiz gerekeni haberle, felaketle, şokla anlatır.
Zil çalar.
Der ki:
“Derste misin, hâlâ bahçede oyun mu oynuyorsun?”
Düşen asker uçağı bana şunu hatırlattı:
Kaçmak düşmektir.
Görmek ise yükselmek.
O uçak, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak bir yarasına,
ortak bir bilinç düzeyine dokundu.
Kolektif ses şöyle fısıldıyor olabilir:
“Kendinden nereye kaçabilirsin?
Kökünü reddederek özgürleşemezsin.”
Bir uçak düştüğünde, sadece fiziksel bir şey düşmez;
bilinçteki “kaçış” da yere çakılır.
Ve belki de bugün yaşanan her acı kayıp, özellikle de şehit olan askerler…
Bize bir şey daha hatırlatıyor:
Bazı ruhlar, bir ülkenin bilinç uyanışında “gösterici” olur.
“Biz neredeyiz, Neyi görmüyoruz, Neyin değerini unuttuk?” sorularını topluma ayna gibi tutan yüksek ruhlardır.
Onlar ölümüyle değil,
bizde bıraktığı uyanışla yaşarlar.
Kaçmak Yerine…
Kendine Dönmeye Cesaret Et
Bir asker uçağının düşmesi,şehit olanlar,
yurtdışına kaçmak isteyenlerin çoğalması,
ülkeden şikayet eden seslerin artması…
Hepsi aynı mesajı veriyor:
“Kökünü reddetme.
Kaçtığın beğenmediğin her şey sensin.”
Ülke de bir semboldür.
Anne de bir semboldür.
Kaçış da bir semboldür.
İnsan kendi içine dönmeyi öğrendiğinde,nerede yaşadığının, hangi ülkeden gittiğinin, ya da nereye taşındığının çok önemi kalmaz.
Çünkü asıl göç içte olur.
Asıl vatan orada bulunur.
Çünkü nereye gidersen git, yanında kendini götürürsün.

Yorum bırakın