Her gün elimizden geçer, dudaklarımıza değer. Hep biz konuşuruz o dinler.
Oysa o, toprağın sabrını, suyun bilgisini ve dönüşümün sırrını taşır.
Gelin bu kez biz konuşmayalım; çayı kendi ağzından dinleyelim.
“Benim kaynağım, evim topraktı.
Önce tohum olarak toprağa düştüm.
Orada bir hayatım vardı; oradaki tüm canlılar ile arkadaştım, sırdaştım.
Biz hem birbirimize benzerdik, hem de başkaydık.
Ama birbirimize bağlıydık.
Toprak bizi sarıp sarmalar, her şeyden korurdu.
Mutluyduk orada.
Derken artık bir şeylerin değişmesi gerektiğini anladım.
Artık aynı yerde kalamayacağımı öğrenmiştim.
Yeni bir hayata başlayacaktım; kendime ve özüme güveniyordum.
Bu yüzden hiç endişe duymadım.
Beni çok güzel şeyler bekliyordu, bu beni heyecanlandırıyordu.
Derken, toprağın altından bir ışık gördüm.
İlk başta gözüm kamaştı ama inkâr edemedim.
İlerledim…
Vooov! O da neydi?
Benim tanıdığım dünyadan bambaşka bir dünya vardı orada.
Önce küçücük bir filizdim, sonra adım adım büyüdüm.
Yapraklarım çoğaldı, güçlendim.
Geldiğim topraktan kopmamıştım.
Orada kalan arkadaşlarım bana her zaman yardım ettiler,
toprak beni hep besledi.
Artık su ile de tanışmıştım.
Toprakta yaşarken bana hep damla damla gelirdi su,
ama şimdi ben ona dokunabiliyordum.
Bu müthiş bir deneyimdi.
Büyüdüğümde artık benden faydalanmak isteyen başka canlılarla da tanıştım.
Toprağın bilgeliğini onlara vermeye hazırdım.
Büyük bir coşkuyla yapraklarımı onlarla paylaşıyordum.
Beni çok seviyorlardı.
Yapraklarım hava ile temas edince renk değiştirmeye başlıyordu
ve ben değişiyordum.
Zaman geçmişti…
Artık yapraklarım kurumuştu,
sanki hayatımın sonuna gelmiştim.
Bir devir daha kapanıyordu benim için.
Yolculuğumun sonuna gelmenin burukluğu vardı içimde.
Ama olsun…
Çok güzel bir serüven yaşamıştım.
Bitti derken,
tam o sırada bir yanma hissettim.
Suyun bu kadar yakıcı olabileceğini hiç düşünmemiştim.
Halbuki şimdiye kadar hep beni ıslatıp büyütmüştü.
“Şimdi neden bunu yapıyor bana?” diye düşündüm.
Üstelik bunu yapraklarımı paylaştığım insanlar yapıyordu.
Önceleri çok sinirlendim.
“Ben onlara ne yaptım ki?” dedim kendi kendime.
Sonra bambaşka bir şey oldu.
Suyun rengi değişmeye başladı.
Su ve ben, bir olmuştuk.
Yepyeni bir renk oluştu.
Bunu hiç düşünmemiştim; tam bir sürprizdi.
Demek ki yaşam bir döngüydü.
İnsanların damarlarında dolaşırken öğrendiğim en önemli bilgiyi onlara aktarıyordum şimdi.”
Hayatta sadece olman gereken ol, sadece büyü ve öğren.
Bu çeşitliliğin tadını çıkar:
Sev, aşık ol, dost ol, üzül, sevin, şarkı söyle, dans et…
Hayata seni sevmeyenler de çıkabilir.
Herkes aynı yolu yürümek zorunda değil.
Sen buna rağmen büyü.
Sen sadece çay ol.
Küçücük bir tohumken nasıl yeşil yaprakların olduğunu
ve sonra toprağın tüm bilgisini insanlara nasıl sıvı olarak aktardığını düşün.
Ne muhteşem olduğunu fark et…
ve uyanık kal.
🍃 Yazar Notu:
Bu yazı ilk kez yıllar önce kaleme alındı.Bugün yeniden okuduğumda fark ettim ki her kelimesi hâlâ sıcak, hâlâ dönüştürücü.
Tıpkı çay gibi..

Yorum bırakın