İnsan bazen kendi sesini bulmak için kalabalıktan ayrılır, ama gerçek özgürlüğü yeniden o kalabalığın içinde sessizce var olabildiğinde hisseder.
Bir zamalar aykırı olmayı özgürlük sanırdım.
Toplumun kurallarına, ailedeki kalıplara, okulun çizgilerine… Hepsine karşı içimde bir “hayır” vardı.
O “hayır”, bir isyan değil aslında; bir kimlik arayışıydı.
Belki de “ben kimim?” sorusunu erken yaşta sormanın bir yoluydu.
Farklı olmak, görünür olmanın tek yoluydu benim için.
Sesimi, tarzımı, düşüncemi o yüzden korudum; bazen fazla yüksek, bazen fazla aykırı biçimde.
Ama içimdeki o güç, bana o dönem hayatta kalmayı öğretti.
O sayede ben oldum.
Sonra yıllar geçti.
Bir gün kendimi, seslerin birbirine karıştığı bir topluluk içinde buldum.
Her birimiz farklı tınıda, farklı renklerdeydik.Ama birlikte ahenk sağlayabilmemiz için kalplerimizin aynı tınıya dokunması gerekiyordu.
O an anladım ki bazen hayatta da böyledir:
Kendini göstermek isteği değil, birlikte uyumlanabilme yeteneği insanı olgunlaştırır.
Farklılığını korurken bütünün içinde eriyebilmek…
İşte gerçek özgünlük tam da burada saklıymış.
O gün içimden bir şey fısıldadı:
“ İnsanın asıl gücü, onu ne zaman geri çekmeyi bildiğinde ortaya çıkar.”
O andan sonra fark ettim ki uyum sağlamak benliğimi küçültmüyor, aksine derinleştiriyor.
Artık kendimi anlatmak için çabalamam gerekmiyordu;
Çünkü sessiz uyumun içinden gelen güven, en gürültülü farkındalıktan bile daha görünür oluyordu.
O gün anladım:
Farklı olmak bazen sesini yükseltmek değil,
Bütüne ait olurken kendi rengini koruyabilmektir.
Gerçek özgünlük sessiz bir güven gibidir;
kendini ispatlamaya gerek duymaz, zaten fark edilir.
Şimdi kızım bana o eski hâlimi hatırlatıyor.
O da benim gibi aykırı olmak istiyor.
Söylenen hiçbir şeye uymak istemiyor, kuralları sorguluyor, kendi yolunu çizmek istiyor.
Kızımda kendi gençliğimi görüyorum.
Onu anlamaya çalışırken hem gülümsüyorum hem düşünüyorum:
O hallerime şefkatle bakmayı onun sayesinde öğrendim ve ona diyorum ki:
“Sen zaten farklısın.
Topluma uyum sağlamak, farkını azaltmaz.
Sadece onu daha bilinçli biçimde taşımayı öğretir.”
Çünkü ben artık biliyorum:
Kurallara uymak teslim olmak değildir;
kendi rengini hangi zeminde göstereceğini bilmek demektir.
Bulunduğun ülke, okul ya da topluluk bir ritim oluşturuyorsa,
o ritimde var olmayı öğrenmek seni küçük düşürmez —
sadece sesinin yankısını büyütür.
Bizim kuşağımız farklıydı;
Biz sistemin dışında kalarak kendimizi ispat etmeye çalıştık.
Ama onların kuşağı artık sistemin içinde farklı olmayı öğrenecek.
Ve bu, bizim bir sonraki kuşağa bıraktığımız en önemli miras belki de:
Farklı olmanınn yolu isyandan değil, bilinçten geçiyor.
Çünkü farklılık gürültüyle değil, sessiz bir özgüvenle kendini belli eder.
Ve ben bu bilgelik halini, kızımın gözlerinde yeniden yeşerirken izlemeyi seçiyorum.
Çünkü her kuşak bir öncekinden biraz daha derin nefes almayı öğreniyor.

Yorum bırakın