Bu satırları yazarken aslında kendi yolculuğuma da eşlik ediyorum. Hayatım boyunca çok kez düştüm, çok kez kalktım. Hep başkaları için yaşamayı öğrenmiştim ama ilk defa kendim için yazıyorum.

Toplum bize hep şunu öğretti: “İyi ol, katlan, sus, düzeni bozma.” Bireysel hikâyelerimiz aslında toplumsal hikâyelerin bir parçası. İşin enteresan kısmı da toplumsal hikayeler de “biz”i oluşturuyor. Yani ben’i sen’i..Benim yolculuğum sadece bana ait değil; hepimizin bastırılmış duygularının, aktarılmamış acılarının, söylenmemiş sözlerinin bir yansıması. İşte bu blogda bunları paylaşacağım.

Çocukluğumdan beri sorgulayan bir yanım vardı. Sıklıkla bana “Neden bu kadar sorguluyorsun, sadece yaşa ve geç.” denirdi.

Ama ben gördüm ki sorgulamak, yol değiştiriyor. Sorgulamak, dönüşümün kapısını aralıyor.

Sorgulamamak ise yolun farkında olmadan yürümektir. İkisi de aynı hedefe varabilir belki, ama tecrübenin derinliği farklıdır.

Bazı insanlar gerçekten sorgulamadan yaşar. Onların hayatı daha “düz çizgi” gibidir: çalışmak, yemek, uyumak, sosyalleşmek.

Ama bazılarımız için bu yeterli değildir. Bizim için yolun kendisi de bir anlam taşır.

İşte bu yüzden yönümü anlamak, kim olduğumu fark etmek, köklerime bakmak benim için çok kıymetli.

Bu blog, yalnızca kişisel bir günce değil; aynı zamanda belki senin de kendini bulmana, kendi sesini duymana eşlik edecek bir yol arkadaşlığı olacak.

Kendini bulmanın gerçek hikâyesi işte burada başlıyor.

Yorum bırakın